Huawei ABD’de RICO Yasasıyla Yargılanıyor: Teknoloji Devini Tarihi Bir Dava Bekliyor

Çinli teknoloji devi Huawei, ABD’de yıllardır devam eden ve teknoloji sektörünün en dikkat çekici ceza davalarından birine dönüşen hukuki süreçte kritik aşamaya geldi. Şirket; ticari sırların çalınması, banka dolandırıcılığı, yaptırımların ihlali ve adaleti engelleme gibi ciddi iddiaların yanı sıra, ABD’nin organize suçlarla mücadelede kullandığı RICO Yasası kapsamında örgütlü suç faaliyeti komplosu suçlamasıyla da karşı karşıya.
New York Doğu Bölgesi Federal Mahkemesi’ndeki davada jüri seçiminin 8 Eylül 2026’da başlaması planlanıyor. Böylece 2018’e kadar uzanan soruşturma ve iddianame sürecinin ardından Huawei hakkındaki suçlamaların önemli bir bölümü ilk kez jüri önünde kapsamlı biçimde değerlendirilecek.
ABD Adalet Bakanlığı’nın 2020 yılında açıkladığı genişletilmiş iddianamede Huawei Technologies ile bazı iştirakleri, Racketeer Influenced and Corrupt Organizations Act (RICO) hükümlerini ihlal etmek amacıyla komplo kurmakla suçlanmıştı. Bakanlık, suçlamaların henüz iddia niteliğinde olduğunu ve sanıkların suçları mahkemede kanıtlanana kadar masum kabul edildiğini de özellikle vurguluyor.
Huawei hakkındaki RICO davası neden bu kadar önemli?

Huawei davasını alışılmış bir ticari sır veya patent anlaşmazlığından ayıran en önemli unsur, savcılığın olayları birbirinden bağımsız şirket ihlalleri olarak değil, uzun yıllara yayıldığı öne sürülen sistematik bir kurumsal faaliyet modelinin parçaları şeklinde ele alması.
ABD Adalet Bakanlığı’na göre Huawei ve bağlantılı şirketlerin yıllar boyunca çeşitli Amerikan teknoloji şirketlerinden fikri mülkiyet elde etmek amacıyla farklı yöntemlere başvurduğu iddia ediliyor.
Savcılığın suçlamaları arasında internet yönlendiricilerine ait kaynak kodları, hücresel haberleşme için kullanılan anten teknolojileri ve robotik test sistemleriyle ilgili ticari sırların izinsiz şekilde elde edilmesi bulunuyor. İddianamede toplam altı ABD teknoloji şirketinin fikri mülkiyetinin hedef alındığı ileri sürülüyor.
Daha dikkat çekici iddialardan biri ise Huawei içerisinde rakiplerden gizli veya değerli bilgiler getiren çalışanları ödüllendiren bir sistem bulunduğu yönünde.
ABD Adalet Bakanlığı, şirketin çalışanları rakiplerine ait gizli bilgiler edinmeye teşvik eden bir prim politikasına sahip olduğunu öne sürüyor. Huawei ise hakkındaki suçlamaları reddediyor ve ABD’nin yürüttüğü süreci uzun süredir siyasi ve ticari baskının bir parçası olarak değerlendiriyor.
T-Mobile’ın “Tappy” robotu da suçlamaların merkezinde
Huawei ile ABD arasındaki en bilinen ticari sır anlaşmazlıklarından biri T-Mobile’ın Tappy isimli robotik telefon test sistemi üzerinden ortaya çıkmıştı.
Tappy, akıllı telefonların kullanım davranışlarını fiziksel olarak test etmek amacıyla geliştirilen robotik bir sistemdi. Huawei çalışanlarının bu teknoloji hakkında yetkisiz şekilde bilgi topladığı ve robotun parçalarından birini aldığı iddiaları yıllardır ayrı hukuki süreçlere konu oluyor.
Brooklyn’deki genişletilmiş RICO iddianamesinde ise robotik test teknolojileri, Huawei’nin yıllara yayıldığı iddia edilen fikri mülkiyet elde etme faaliyetlerine ilişkin örneklerden biri olarak gösteriliyor. DOJ ayrıca kaynak kodu ve anten teknolojisi gibi başka ticari sırların da hukuka aykırı yollarla elde edildiğini iddia ediyor.
İran ve Kuzey Kore iddiaları davanın ikinci büyük ayağı
Huawei hakkındaki dosya yalnızca ticari sır suçlamalarından oluşmuyor.
ABD savcıları şirketin, yaptırım uygulanan ülkelerde gerçekleştirdiği faaliyetlerin kapsamını gizlediğini de ileri sürüyor. İddianameye göre Huawei bünyesindeki bazı belgelerde İran için “A2”, Kuzey Kore için ise “A9” kod adları kullanılıyordu.
Savcılığın İran bağlantısındaki en kritik şirket ise Skycom Tech.
ABD makamları Skycom’un kamuoyuna bağımsız bir şirket gibi gösterilmesine rağmen gerçekte Huawei tarafından kontrol edilen gayriresmî bir iştirak olduğunu iddia ediyor.
İddianamede Skycom’un İran’daki faaliyetlerinin yanı sıra Huawei çalışanlarının şirket ile Skycom arasındaki ilişkinin niteliği konusunda yanlış açıklamalarda bulunduğu ileri sürülüyor. DOJ ayrıca Skycom’un İran’da gözetim teknolojileriyle bağlantılı faaliyetlerde bulunduğunu iddia ediyor.
Meng Wanzhou’nun 2021’de imzaladığı belge Huawei için kritik hale geldi
Davanın en önemli gelişmelerinden biri Huawei CFO’su ve şirketin kurucusu Ren Zhengfei’nin kızı Meng Wanzhou ile ilgili.
Meng, Kanada’da yaklaşık üç yıl süren hukuki sürecin ardından Eylül 2021’de ABD savcılarıyla bir ertelenmiş kovuşturma anlaşması (Deferred Prosecution Agreement) imzaladı.
Anlaşmanın parçası olan dört sayfalık “Statement of Facts” belgesinde Meng, Huawei’nin İran’daki faaliyetleri ve Skycom ile ilişkisi konusunda bir uluslararası finans kuruluşuna yaptığı bazı açıklamaların doğru olmadığını kabul etti. ABD hükümeti bunun ardından Meng’in Kanada’dan ABD’ye iade edilmesi talebini geri çekti.
Huawei açısından kritik gelişme ise 2026 yılında yaşandı.
ABD Bölge Yargıcı Ann M. Donnelly, Meng’in imzaladığı bu beyanların Huawei aleyhindeki ceza davasında delil olarak kullanılabileceğine hükmetti. Mahkeme, Meng’in söz konusu dönemde Huawei CFO’su olarak görev yapmasını ve şirketin daha sonra bu beyanları benimsemiş olmasını kararında dikkate aldı.
Bu karar savcılığa özellikle banka dolandırıcılığı ve İran bağlantılı iddialar konusunda önemli bir delil sunuyor.
RICO Yasası nedir ve neden Huawei’ye uygulanıyor?

Davanın teknoloji dünyasında bu kadar sıra dışı görülmesinin temel nedeni RICO Yasası.
1970 yılında ABD’de yürürlüğe giren Racketeer Influenced and Corrupt Organizations Act, başlangıçta organize suç örgütlerinin yalnızca doğrudan suç işleyen üyelerine değil, daha geniş organizasyon yapılarına ve suç faaliyetlerini yöneten kişilere karşı da federal kovuşturma yürütülmesini kolaylaştırmak amacıyla oluşturuldu.
Yasa zaman içerisinde geleneksel organize suç yapılanmalarının dışında yolsuzluk, dolandırıcılık ve çeşitli ekonomik suçları kapsayan büyük ölçekli davalarda da kullanıldı.
Huawei dosyasındaki yaklaşım da bu noktada önem kazanıyor.
Savcılık, belirli çalışanların birbirinden bağımsız ihlaller gerçekleştirdiğini ileri sürmek yerine Huawei ve bazı iştiraklerinin ortak bir kurumsal yapı içerisinde uzun süre devam eden bir suç faaliyeti modeli oluşturduğunu kanıtlamaya çalışacak.
Huawei ise suçlamaları reddediyor.
Dolayısıyla RICO suçlamasının bulunması Huawei’nin ABD tarafından “mafya” veya “suç karteli” olarak resmen sınıflandırıldığı anlamına gelmiyor. Buradaki hukuki mesele, savcılığın şirket ve iştiraklerinin faaliyetlerini RICO kapsamında bir örgütlü suç komplosu oluşturacak şekilde yürüttüğünü kanıtlayıp kanıtlayamayacağı.
Huawei’ye yöneltilen başlıca suçlamalar neler?
ABD makamlarının dosyasında çok sayıda suçlama bulunuyor ancak davanın temelini üç büyük başlıkta toplamak mümkün.
Ticari sır ve fikri mülkiyet iddiaları: Savcılık, Huawei ve bazı iştiraklerinin altı ABD şirketine ait kaynak kodu, anten teknolojisi ve robotik test teknolojileri gibi gizli bilgileri hukuka aykırı yöntemlerle elde ettiğini ileri sürüyor. Çalışanların rakip şirketlerden değerli bilgiler getirmesini ödüllendiren bir prim sistemi bulunduğu da iddialar arasında.
İran ve yaptırım bağlantılı finansal suçlamalar: Huawei’nin Skycom ile ilişkisini bankalara doğru şekilde açıklamadığı ve İran’daki faaliyetlerinin niteliğini gizlediği iddia ediliyor. Meng Wanzhou’nun 2021’de kabul ettiği olgular da davanın bu bölümünde önem taşıyor.
Adaleti engelleme suçlamaları: Genişletilmiş iddianamede Huawei ve Huawei Device USA hakkında federal soruşturmayı engellemek için komplo kurulduğu yönünde de suçlama bulunuyor.
Huawei suçlu bulunursa ne olabilir?

Olası bir mahkûmiyetin sonuçları yalnızca para cezalarıyla sınırlı olmayabilir.
ABD savcıları iddianamede farklı suçlamalar için cezai müsadere (criminal forfeiture) talebinde bulunuyor.
RICO kapsamında mahkûmiyet yaşanması halinde savcılık, suç faaliyetlerinden doğrudan veya dolaylı şekilde elde edildiğini kanıtladığı gelir ve malvarlığı unsurlarının müsaderesini isteyebilir. İddianamede ayrıca müsadereye konu varlıkların bulunamaması, üçüncü kişilere aktarılması veya mahkemenin yetki alanı dışına çıkarılması gibi durumlarda belirli şartlar altında ikame malvarlıklarına başvurulabileceği belirtiliyor.
Ancak bunun Huawei’nin ABD’deki tüm banka hesaplarının, gayrimenkullerinin veya fikri mülkiyetinin otomatik olarak devlete geçeceği anlamına gelmediğini belirtmek gerekiyor. Müsadere kapsamı, ancak olası bir mahkûmiyet sonrasında mahkemenin uygulayacağı hükümlere ve hangi varlıkların suçlarla bağlantılı olduğunun kanıtlanmasına bağlı olacak.
Benzer şekilde olası bir mahkûmiyetin Huawei’nin dolar sisteminden “otomatik olarak tamamen çıkarılması” sonucunu doğuracağı da şu aşamada kesin bir hukuki sonuç olarak değerlendirilemez.
Huawei’nin tarihi davası 8 Eylül’de başlıyor
Huawei’nin Brooklyn’deki savunma ekibinde Sidley Austin, Boies Schiller Flexner, Steptoe ve Jenner & Block gibi büyük ABD hukuk bürolarından avukatlar bulunuyor. Güncel mahkeme takvimine ilişkin haberlerde jüri seçiminin 8 Eylül 2026 tarihinde başlaması bekleniyor.
Davanın kapsamı düşünüldüğünde yargılama kısa sürmeyecek. Reuters’ın önceki mahkeme sürecine ilişkin haberinde Huawei tarafı davanın yaklaşık dört ila altı ay sürebileceğini öngörmüştü.
Yıllardır ABD-Çin teknoloji savaşının merkezindeki şirketlerden biri olan Huawei için dava yalnızca olası para cezaları açısından değil, şirketin uluslararası itibarı ve ABD ile ilişkileri bakımından da kritik önem taşıyor.
Savcılık, jüriyi Huawei’nin küresel büyümesinin bir bölümünün uzun yıllara yayılan yasa dışı faaliyetlerden beslendiğine ikna etmeye çalışacak. Huawei ise başarısının araştırma-geliştirme yatırımları ve teknolojik inovasyondan kaynaklandığını savunarak suçlamaların tamamına karşı mücadele edecek.
Sonuç olarak teknoloji sektörünün yakından takip edeceği dava, yalnızca Huawei’nin geleceğini değil, ABD’nin RICO gibi güçlü ceza hukuku araçlarını çok uluslu teknoloji şirketlerine karşı nasıl uygulayabileceğini göstermesi açısından da emsal niteliğinde bir süreç olmaya aday.




